Yaşam8 Eylül 2026
Kartepe’deki müzede kutsal emanetler ziyaretçileri gözyaşlarına boğuyor

Topics
Siyaset28 Ağustos 2026
Derince’de vatandaştan Özel’e sürpriz soru: "Kılıçdaroğlu baba ne oldu?"
Siyaset28 Ağustos 2026
Özel Derince’de konuştu: "Çenesuyu kapasitesini yüzde 70 artırıyor, kazanç Derince’ye dönecek"
Siyaset28 Ağustos 2026
Özel yeni vaadini ilk kez Kocaeli’de açıkladı: Ev kadınına emeklilik primi devletten
Gündem28 Ağustos 2026
Tahtalı’dan 920 hektarlık alana sulama suyu sağlanacak
Spor28 Ağustos 2026
Kocaeli’nin Zeynep’i Avrupa kürsüsünde
Kartepe ilçesindeki Cam Teras mevkiinde, yaklaşık 200 metrekarelik bir alanda kurulan Hadim-ul Harameyn Kutsal Emanetler Müzesi’nde Sakal-ı Şerif’ten Kâbe örtülerine, sahabe kılıçlarından Hazreti Hüseyin’e ait olduğu belirtilen kanlı gömlek parçasına kadar 93 eser ziyaretçilerle buluşuyor. Yaklaşık 8 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı kaligrafi sanatçısı Güvenç Taşer tarafından kurulan müze, girişindeki “Bizi Okuyun” ifadesiyle salt bir sergi olmanın ötesine geçerek eserlerin arkasındaki hikayeleri ziyaretçilere aktarmayı hedefliyor.

KURULUŞ HİKAYESİ: “KÂBE ANAHTARIYLA BAŞLADI”
Müzenin kuruluş sürecini anlatan Taşer, kaligrafi sanatıyla ayet ve hadisler yazarak insanların gönlüne dokunmayı hedeflerken mübarek emanetlerle bu yolu genişlettiklerini belirtti. Taşer, “İlk elimize Kâbe anahtarı ve kesesi geldi. O kadar duygulu, o kadar sıcak bir his verdi ki içimize. Hatta o zaman kızlarımız bebeklerdi, parçaları onlarla beraber açmıştık. Ben bakanlık sanatçısıyım; kaligrafi alanında. Genelde ayet ve hadisler yazardık. Bunlarla insanların gönüllerine dokunmayı arzuladık. Bunu ileriki boyutlara taşımayı düşündük ve Rabbim bize nasip etti. Türkiye’de bu işe girişmek gerçekten çok riskli. Bizim bu sergiyi kurmaktaki amacımız, insanları İslam’ın değerleriyle buluşturabilmek ve bu eserlerle temas kurabilmelerini de sağlamak” dedi.

ZİYARETÇİLERE SORULAR SORDURAN SERGİ
Sergide yer alan ayetlerin yanı sıra ziyaretçileri kendileriyle yüzleştirecek sorulara da yer verildiğini belirten Taşer, bu sorulardan birinin “Müslüman mı doğdum, Müslüman mı oldum?” olduğunu söyledi. Taşer, Müslüman doğmakla Müslüman olmak arasında önemli farklar bulunduğunu, Müslüman doğulan toplumlarda insanların bu nedenle dine dair sorular sormadığını ifade ederek sergideki asıl amaçlarının ziyaretçileri bir sorgulama sürecine sokmak olduğunu vurguladı.

93 ESERİN 70’İ ORİJİNAL
Müzede sergilenen yaklaşık 93 eserin 70 kadarının orijinal olarak müzeye ulaştığını belirten Taşer, eserlerin belgeye dayandığını söyledi. Taşer, “Biz burada bu parçaları yüz binlerce insanlara gösteriyoruz. Ben bunun vebalini alamam. ’Doğrusunu Allah bilir’ diyorum. Bir Kâbe’nin örtüsünü Kâbe’nin duvarına çıkıp alabilme şansım var mı? Kesinlikle yok. Belge sorarlar, belgemiz var mıdır, tabii ki vardır. Kâbe’nin toprağı vardır mesela; benim elime kazma kürek alıp da Kâbe’nin etrafına gidip Meş’ar-i Haram denilen mübarek noktalardan o toprakları bizzat kendim çıkartma şansım yok” diye konuştu. Taşer, müzede mübarek eserlerin yanı sıra ibret amacıyla Firavun’a ve Pompeii’de taşlaşan insanlara ilişkin tasvirlerin de sergilendiğini aktardı.

“PERDEYİ AÇAR AÇMAZ AĞLAMAYA BAŞLIYORLAR”
Müzenin Türkiye’de halka doğrudan açık ilk özel Kutsal Emanetler Müzesi olduğunu belirten Taşer, ziyaretçilerin bazılarının sergiyi 5 dakikada gezdiğini, bazılarının ise saatlerce içeride kaldığını söyledi. Eserleri gördüklerinde duygusal anlar yaşayan ziyaretçiler olduğunu aktaran Taşer, “Perdeyi açtıkları andan itibaren ’Aman Allah’ım’ diyerek gezmeye başlıyorlar. Her bir parçada o duygusallığı yaşıyorlar. Kimileri perdeyi açtıkları gibi ağlamaya başlıyor. ’Abi ben buraya geldim hiçbir şeyin farkında değilim ama ben neden ağlıyorum?’ diyenler olabiliyor” dedi.

SAKAL-I ŞERİF’İN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKEN KADIN
Gezici sergiler döneminde yaşadığı bir anıyı da paylaşan Taşer, 60’lı yaşlarındaki bir kadının Sakal-ı Şerif’i görmek için sergiye geldiğinde ayakkabılarını dışarıda bırakıp içeri girdiğini, yerini gösterdiğinde ise dizlerinin üzerine çöküp 10-15 dakika o şekilde kaldığını anlattı. Taşer, “Ayakkabılarla girilen yere teyze dışarıda ayakkabılarını bıraktı ve içeriye ayaklarıyla beraber girdi. ’Teyzeciğim içeriye ayakkabılarla girebilirsiniz’ dedim. ’Oğlum sen bana karışma, sadece Sakal-ı Şerif’in yerini bana göster’ dedi. ’Peki teyzeciğim’ dedim, gösterdim yerini. Teyzem orada dizlerinin üstüne çöktü. 10-15 dakika orada kaldı. Neler hissetti, neler gördü, neler yaşadı bilmiyorum. Daha sonra teyze oradan çıkarken hiçbir şekilde sırtını Sakal-ı Şerif’e dönmeden geri geri çıktı ve bana ’Sakal-ı Şerif orijinal mi?’ diye sormadı” dedi.

“AKIL VE KALP BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİ”
Mübarek emanetlere yaklaşımda akıl ve kalbin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Taşer, “Aklın varlığını her bir şeyin içerisine müdahil etmemiz gerekir. Buna özellikle mübarek emanetler noktasında çok dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.